DALIŞIN TARİHİ VE KRONOLOJİSİ
MÖ
500 yılında Silyon’lu Siliyos ve Siyena’nın Pers gemilerine
yaptıklarının çok öncesinde başlayan insanın sualtı ile ilgili rüyası
2000 yıl kadar rüya olarak kalmaya devam edecekti. Bugün sahip
olduğumuz teknolojiye ulaşmak ise 500 yıllık dur durak bilmez bir
gelişme ve diğer pozitif bilimlerin ilerlemesiyle edinilmiştir. Suyun
altında geçirdiğimiz o keyifli dakikalar için pek çok insan hayatından
olmuş, binlerce işçi çalışmış, bilim adamları durmadan “neden?” ve
“nasıl?” sorularıyla uykusuz kalmışlardır. Ancak suya geri dönüş
isteğimizde evrimin yavaş adımlarına sabır gösteremeyen zekamız, bizi
büyülü mavinin içindeki yerimize ulaştırmıştır. Belki de bu
sabırsızlık, evrimin hızına hız katacak ve sudan dünyamıza
ulaşabilmemiz için teknolojik ilerlememizi kamçılayacaktır.
1530 İlk
dalış çanı keşfedildi ve dalış teknolojisi en az 150 yıl sürecek bir
durgunluğa girdi. Buna istisna İngiliz fizikçi Robert Boyle’un aslında
sualtıyla ilgili olmamakla birlikte gazlar hakkında yaptığı
çalışmalardı. Neden sonra sualtında basınçlı hava soluyanlar için
Robert Boyle önemli bir isim olacaktı.
1650 Von
Guerieke isimli bir mucidin ilk hava pompasını icat edişi bir ara bilgi
olarak kronolojide yer almalıdır, çünkü Robert Boyle bu aleti
kullanarak deneyler yapacak ve basınç altındaki hayvan davranışlarını
inceleyecektir.
1667 İngiliz
fizikçi Robert Boyle, dekompresyon hastalığı ile ilgili ilk kayıt
olarak bilinen ünlü notunu yazar;“...yılanı bir fanus içine koydum ve
fanusun içindeki basıncı arttırdım. Bir süre sonra fanusun içine
sıkıştırdığım havayı saldığımda hayvanın aşırı derecede huzursuz
olduğunu ve yılanın bir gözünün içindeki sıvımsı kısımda bir hava
kabarcığının gözün içinde bir taraftan diğer tarafa hareket ettiğini
gözlemledim...”
1690 Kendi
adıyla anılan kuyruklu yıldızın kaşifi olan Edmund Halley, dalış çanını
geliştirerek çana hava ikmali sağlayan bir sistem ekledi ve insanlı
dalışların başlamasını sağladı. Halley, 1689 yılında buhar makinesini
bulan İngiliz mucit Denis Papin’in çanının içine devamlı olarak hava
basılma fikrinden ilham almıştı. Aynı dönemde Spalding adlı bir İskoç
da çanın üst bölümüne ilave bir üst bölüm koyarak büyük bir gelişme
sağlamıştır.
1715
İngiliz mucit John Lethbridge “Dalış Makinesi” adını verdiği bir
tasarımla 20metre derinlikte 30 dakika kalınabileceğini iddia etmiştir.
Bu silindir şekilli makine yüzeye bağlı ve dalgıcın sadece kolları
dışarıda kalacak şekildeydi. Her ne kadar uzun yıllar kullanıldığı
söylense de teknik olarak bu pek mümkün görünmemektedir.
1776
Yüzeyin hemen altında hareket edebilen ve binilen ilk insanlı deniz
altı olan “Tirtle”, New York limanında demirli olan HMS Eagle gemisine
saldırdı.
1788 Amerikalı
bir teknisyen olan John Smeaton, Edmand Halley’in dalış çanında oldukça
önemli bir değişiklik yaparak içine taze hava ekleyen ve fazla havayı
tahliye eden bir sistem ekledi. Bu yola çanın daha efektif kullanılması
sağlandı ve hemen bütün büyük limanlarda bir tane bulunmaya başlandı.
1823
İngiliz mucit, Charles Anthony Deane’nin itfaiye erlerinin yangın
alanlarına rahat girebilmeleri için icat ettiği “Duman Başlığı”,
sualtında da kullanılmaya başlandı. Dalgıcın başına oturan başlık
ağırlıklarla sabitleniyor ve içine yüzeyden hava basılıyordu. Charles
ve kardeşi Jhon Deane, 1828 yılında bu başlığa bir de elbise ekleyerek
“dalış giysisi” adıyla pazarlamaya başladılar. Bu küçük çaplı dalış
çanında dalgıcın eğilmesi mümkün olmasa da uzun yıllar başarıyla
kullanıldı.
1825 Bu
yıl içinde William James isimli bir İngiliz’in dalgıcın üzerinde
taşıdığı 25-30 bar basınçlı bir tüpten aldığı hava ile solunum yapılan
bir SCUBA sistemi geliştirdiği yazılmış olmasına karşın, bu ünitenin
gerçekten de kullanılıp kullanılmadığı bilinmemektedir.
1837 Alman
mucidi Augustus Siebe, Dean’lerin dalış başlığını su geçirmeyen kauçuk
bir elbiseye bağlamayı başardı. Elbisenin de içinde hava vardı. Yüzeye
bağlı bu dalış ünitesi, ilk standart dalış elbisesi haline geldi ve bu
gün kullanılan bazı sistemlerin de prototipini oluşturdu. Belki de bu
yüzden Siebe, dalış teknolojisinin babası olarak kabul edilir.
1839
Siebe’nin geliştirilmiş dalış elbisesinin kullanılmasıyla 1783 yılında
batan HMS Royal George gemisi kurtarma çalışmaları başladı. 20 metre
derinlikte yatan bu gemide yapılan dalış çalışmaları,
1843
yılına kadar sürdü. Bu çalışmalar sırasında dalgıçlar romatizma ve
uyuşukluk şikayetleri rapor ettiler. Şüphesiz bunlar dekompresyon
hastalığının ilk bilgileriydi. Yine kayıtlı ilk bilgilerden bir diğeri
bu dalışlarda arkadaş sisteminin ilk uygulamalarıdır.
1843 HMS
Royal George batığına yapılan çalışmalar sonucu elde edilen tecrübeler
sonucunda İngiliz Kraliyet Donanması ilk “Dalış Okulu”nu hizmete soktu.
1865 Fransız
maden mühendisi Benoit Rouquayrol ve deniz subayı Auguste Denayrouse,
bir sualtı solunum cihazı geliştirerek patentini aldılar. Bu cihaz
dalgıcın sırtında taşıdığı bir düşük basınç tankına (20-25bar) bağlı
bir ikinci kademeden oluşuyordu. Bu ikinci kademe istek valfli
kademelerin ilk örneği idi ve ortam basıncına bağlı olarak çalışan yarı
geçirgen bir membrandan ibaretti. Sırtta taşınan tüpe yüzeyden taze
hava basılıyordu. “Aerophore”adı verilen bu cihaz, modern SCUBA
ekipmanı anlayışının ilk adımı kabul edilmektedir. Ancak bu yıllar
içinde başka icatlar da ortay atılmış, hatta Ernest Bazin isimli mucit
kendi icadıyla 90 metreye indiğini ifade etmiştir. Öte yandan Aerophore
uzun süre Fransız deniz kuvvetleri tarafından kullanılmış ve ünlü yazar
Jules Verne’in 1870 yılında yazdığı Denizler Altında 20 000 Fersah adlı
kitabında yer almıştır.
1873
New York’ta inşa edilen Brooklyn Köprüsünde çalışan işçiler, köprü
ayaklarının yapımında kullanılan Caisson odasından çıktıktan sonra
önemli sağlık problemleri yaşıyorlar ve yürüyüşleri, ağrıları nedeni
ile değişiyordu. Be nedenle “bends”(kırıtma) adı verilen ve hatta
işçilerin şefi Washington Roebling’i ömür boyu sakat bırakan hastalık
hakkında Dr. Andrew H. Smith ilk resmi raporunu yayınladı. Ancak
Smith’in raporunda bu hastalığın gerçek nedeni olan nitrojenden hiç
bahsedilmemişti.
1876
İngiliz denizcisi olan Henry A. Fleuss ilk bağımsız dalış ünitesini
geliştirdi. Bu ünite, ilk bağımsız ünite olmanın yanında aynı zamanda
ilk kapalı devre sistemi idi. Sırtta taşınan tankın içinde
sıkıştırılmış hava değil, oksijen bulunuyordu. Fleuss’un sisteminde
solunan oksijen yeniden tanka dönüyor ve kimyasal bir ajan tarafından
karbondioksitten ayrıştırılıyordu. Saf oksijen solunmasının belli
derinliklerden sonra zehirleyici olduğunun anlaşılması için kapalı
devrenin özellikle 2. Dünya Savaşı’nda bolca kullanılması gerekecekti.
Ancak sadece 7m derinlik limiti olabilecek bu aletle 1880 yılında ünlü
İngiliz dalgıcı Alexander Lambert, su baskınına uğramış bir tünelin
içine girerek baskına neden olan deliği kapatmayı başarmıştır. Ancak
delik 18m derinlikte ve 300m içerideydi.
1878
Fransız bilim adamı Paul Bert, “La Pression Barometrique” isimli 1000
sayfalık kitabını yayınladı. Bu kitabında Bert, basınç değişiklikleri
altında fizyolojik çalışmalarından bahsediyor ve dekompresyon
hastalığının nedeni olarak nitrojen gazının kabarcık haline gelmesini
gösteriyordu. Kitap, dalış sonrasında yüzeye çıkışın yavaş olmasının
hastalığı önleyeceğini savunmaktadır. Bert, referansları arasında
Boyle’un yılan deneyini de göstermektedir.
1908
1906 yılına gelindiğinde dekompresyon hastalığı nedeni ile o kadar çok
iş kaybı oluşuyordu ki sonunda İngiliz Hükümeti, fizyologlarından
dekompresyon hastalığının önlenebilmesi için çalışmalar yapmalarını
istedi. Bu görevi üzerine alan Haldane, Boycott ve Damant isimli üç
bilim adam, keçiler üzerinde yaptıkları deneyler neticesinde iki yıl
sonra “Sıkıştırılmış Hava Hastalıklarından Korunma” başlıklı ünlü
yayınlarını yaptılar. Bu çalışmaya bağlı olarak geliştirilen tablolar
önce İngiliz Kraliyet Donanması daha sonra Amerikan Deniz Kuvvetleri
tarafından uygulamaya konulmuştur.(1912)
1917 Amerikan
İnşaat ve İmar Bürosu, Mark V dalış başlığını geliştirerek kullanıma
sunar. Mark V’in dalış elbisesi ve satıh ikmaline bağlanması sonucu
dalışlar o kadar başarılı bir hal almıştır ki; 1980 yılında Mark 12
geliştirilinceye kadar gerek Amerikan Deniz Kuvvetleri gerekse diğer
pek çok kurum tarafından standart dalış malzemesi olarak
kullanılmıştır. Mark serisinin son modelleri incelendiği zaman bu günkü
tiplerin 1917 modeline göre çok az farklılık içerdiği görülür.
1918 Ohgushi
isimli teknisyen kendi tasarladığı dalış giysisini tanıtır. Bu tasarıda
gerekli hava, dalgıcın kuşağında bulunan bir aparat aracılığı ile
sağlanmaktadır.
1920
B.Franklin Leavitt isimli teknisyen bazı batık gemi kurtarma
operasyonları için bir deniz giysisi geliştirmiş olmasına karşın bu
giysi asla efektif olarak kullanılamadı. Derin dalışlar için iki
Helyum- Oksijen gaz karışımları Amerika Birleşik Devletlerinde
denenmeye başlandı. 1924 yılında Amerikan Deniz Kuvvetleri ve Maden
İşçileri Bürosu ilk Helyum – Oksijen karışımı dalışlarını denemeye
başladı. Bu sırada Helyum oldukça pahalı bir gazdı ve Amerikan Hükümeti
2. Dünya Savaşı’na kadar Helyum üzerindeki tekeli kaldırmadı.
1930
1930’lar dalış alanında pek çok yeniliğe sahne olmuştur ve artık
detaylar ele alınmaya başlanmıştır. 1930 yılında eski bir Amerikan
havacısı olan Guy Gilpatrik, kauçuk kenarlı cam maske fikrini ortaya
atmış, Fransız Louis de Coslieu 1933 yılında “Yüzme Pervanesi” adıyla
ilk paletleri geliştirmiş ve 1940 yılında aynı paletler Owen Churchill
tarafından geliştirilerek dünya çapında yaygınlaştırılmıştır. Modern
maskeye, Yves Le Prieur ve Rus Alec Kramarenkco gibi kimselerin
fikirlerinin sonunda bir araya gelmesiyle ulaşılabilmiştir.
1933 İlk
sportif dalış kulübü Kaliforniya’da kuruldu. Bunu bir yıl sonra
Paris’te kurulan amatör dalış kulübü Club Des Sous-1’Eea izledi.
Fransız donanması kaptanlarından Yves Le Prieur, Rouquayrol ve
Denayrouse’un 1865 yılında gerçekleştirdikleri dalış aparatının satıhla
bağlantısını keserek dalgıcı tamamen bağımsız hale getirmek için özel
bir istek valfini yüksek basınç tüpüne (100bar) bağlamayı başardı.
Aparatta regülatör olmadığı için dalgıcın nefes alacağı zaman bir
vanayı açıp kapatması gerekiyordu. Jacques Cousteau, bu aparatı denemiş
ve sualtında çok kısa süre kalınabildiğini yazmıştı.
1935
yılında Fransız Donanması bu aparatı envanterine aldı. Daha sonra
(1936) dünyanın ilk SCUBA kulübü olan “Club Of Divers And Underwater
Life” Le Prieur tarafından kurulacaktı.
1938
Guy Gilpatric, amatör dalışla ilgili ilk kitabın yazarı ve yayıncısı
oldu. “The Complete Goggler” isimli bu kitabın okuyucuları arasında
Jacques Cousteau da bulunuyordu. Edger End ve Max Nohl isimli dalgıçlar
Amerika’da Milwaukee Hastanesi’nde bulunan basınç odasında 30 metre
derinlikte 27 saat kalarak ilk saturasyon dalışını yapmışlar ve 5
saatlik dekompresyon sonrasında Max Nohl’da dekompresyon hastalığı
gelişmiştir.
1942-1943 Paris
doğal gaz şirketi Air Liquide’de görevli mühendis Emile Gagnan ve
Fransız Donanması subaylarından Jacques Yves Cousteau bir arabanın
karbüratör parçasında tadilat yaparak dalgıç, sadece nefes aldığı zaman
hava sağlayan bir aparat geliştirdiler. Bu tarihe kadar sürekli akışlı
aparatlar kullanılıyordu ve bu aparatlarda açma kapatma valfi
bulunuyordu (Yves Le Prieur’un geliştirdiği sistem). Nedeni
bilinmemekle birlikte Rouquayrol ve Denayrouse’un istek valfli sistemi
hiç gelişme göstermemiş ve hatta unutulmuştu. 1943 yılında yeni istek
valfini bir 2. kademe ile tüplere bağlayan Cousteau, 1943 Ocak
ayında Paris yakınlarındaki Marne Nehrinde bu sistemin ilk dalışını
yaptı. Hemen ardından “Aqua-Lung” adını verdikleri bu yeni sisteme
patent almadan önce Cousteau ve Gagnan hava geliş noktası ile egzoz
kısmını aynı seviyeye getirerek günümüzde kullanılan sistemin ilk
örneğini yaratmış oldular.
(Gagnan ve
Cousteau’nun regülatörü dalış şeklini temel anlamda ve çok keskin bir
şekilde değiştirdi. Basit mantığı ve yapısının yanı sıra güvenilirliği
ve kolay üretilebilir olması sportif dalışın yaygınlaşmasında devrimsel
bir ölçüydü. Air Liquide şirketi, regülatörü (Aqua- Lung) ticari olarak
piyasaya sürmek için üretmeye başladılar. Ancak talep o kadar fazlaydı
ki; Air Liquide üretimi yetersiz kalıyordu ve başka firmalar taklit ya
da ufak değişimleri olan üretimler yapmaya başladılar. Bütün bu
gelişmeler sonunda insanoğlunun gezegenimiz üzerindeki yerini
genişletti. İnsanın dünya hakkındaki bilgisi aniden ikiye katlanacaktı.
Gagnan ve Cousteau; bilim adamlarına, mühendislere yeni ufuklar açmakla
kalmayacak ama ayrıca insanların evlerine kadar televizyon yoluyla
konuk olarak milyonlarca insanı deniz altına taşıyacaklardı.)
1943
Yılı yaz aylarında Cousteau, Frederic Dumas ve Philippe Tailliee yavaş
yavaş derinliği arttırarak yaklaşık 500 dalış yaptılar ve Aqua – Lung’ı
denediler ve geliştirdiler. 1943 Ekimine geldiklerinde Frederic Dumas,
Akdeniz’de 70metre derinliğe indi ve “Nitrojen Narkozu” ilk kez
kayıtlara girdi.
1947 Frederic Dumas bu kez 100metre derinliğe inmeyi başardı.
1948 Bu
sırada daha büyük derinliklere inme ve keşfetme isteği devam ediyor ve
Otis Barton isimli mühendis, Kaliforniya’da geliştirdiği küresiyle
1500metre derinliğe inmeyi başarıyordu.
1951 Sualtı ile ilgili ilk süreli yayın olan “Skin Diver” yayın hayatına başladı.
1953
Dünya SCUBA ile tanışa dursun Jacques Cousteau, Frederic Dumas ile
birlikte “The Silent World”(Sessiz Dünya) isimli ilk kitabını
yayınladı. Bu sırada yine deniz ve sualtıyla ilgili ilk külliyat olan
“La Mer”Romanovski, Beceuf, Bourcart tarafından yayınlanırken bu
ansiklopedinin editörleri arasında Cousteau da bulunuyordu.
1954 1950’lerle
birlikte aslında İsviçreli bir baloncu olan August Picart ve oğlu
Jacques yüzeyden bağımsız olarak sualtına inebilecek ve büyük
derinliklere dayanabilecek bir sistem üzerinde çalışıyorlardı. Nitekim
1945 yılının 15 Şubatında, “Batiskaf” adı verilen bu yeni cihazı
kullanan George S. Houot ve Pierre William Fransız Batı Afrika’sında
Barton’un 1948’deki rekorunu kırarak 4500 metre derinliğe ineceklerdi.
Türkiye’de Caddebostan Balıkadamlar Kulübü kuruldu.
1959
İlk ulusal anlamda organize olmuş olan SCUBA kurs sistemi ve
sertifikasyonu 10 Ocak 1959 tarihinde “Dünya Sualtı Aktiviteleri
Konfederasyonu” veya kısa adıyla CMAS, Jacques Cousteau ve aralarında
bulunduğu 10 kişi ile birlikte kuruldu.
1960 Yıllarca
süren bir başka çalışma 1960 yılının başında meyvesini vermek üzereydi.
Sualtının keşfi pek çok ulusu barışçı amaçlarla bir araya getirebilen
ender hedeflerden birisiydi. Augustus Picart’ın tasarladığı,
İsviçrelilerin inşa ettiği ve mülkiyeti Amerikan Donanmasına ait olan
“Trieste Batiskafı”, 23 Ocak tarihinde dünya denizlerinin bilinen en
derin noktası olan Mariana trencine inecekti. Guam’ın 250 mil
güneybatısındaki bu denemede Trieste, 10 916 metre derinliğe dalarken
içinde Jacques Picart ve Don Walsh bulunuyordu. Trieste yüzeyi 08,22’de
terk etti ve 10 916metre derinliğe 13,10’da vardı. 06,30’da ise yüzeye
geri dönmüştü. Bu dalış, bilim adamları gezegenimizde daha derin bir
nokta bulamadıkları sürece insanoğlunun inebildiği en derin dalış
olarak sonsuza kadar kalacaktı. SCUBA dalışlarında kaza sayıları hızla
artmaya başlayınca Amerika’da bulunan eğitimciler bir araya gelerek
yeni bir standart altında eğitim verebilmek amacıyla NAUI’yi kurdular.
1962 Sualtında
yaşam ortamları kurmak amacı güden ilk çalışmalar başladı. Bu amaçla
Jacques Cousteau ve takımı Conshelf 1 (Continental Shelf) adını
verdikleri sualtı yaşam alanını denediler ve Albert Falco ile Claude
Wesley, Diyojen adını verdikleri bu odada 7 gün boyunca 10 metre
derinlikte yaşadılar. Basınçlı hava ile dolu olan Conshelf 1, bilim
adamlarının yüzeye çıkmadan uzun süre sualtında araştırma
yapabilmelerini amaçlıyordu. Dalışlarını tamamlayan dalgıçlar daha
sonra Conshelf 1’e dönerek yemek, uyku ve diğer ihtiyaçlarını
karşılıyorlardı. Şüphesiz yüzeye dönmek için uzun süreler dekompresyon
uygulamaları gerekiyordu.
1963 Conshelf 2 Kızıldeniz’e indirildi ve 8 dalgıç bu habitatın içinde 1 ay boyunca yaşadı.
1964-1965
Sealab 1, Sealab 2 ve Conshelf 3 Fransa’nın Güney sahillerinde denendi.
Eski astronotlardan Scott Carpenter, Conshelf 3’ün içinde, 60 metre
derinlikte 1 ay kaldı.
1970’li
yıllar 1960’larda yaygınlaşmaya başlayan SCUBA sportif
dalışlarında emniyet önlemleri giderek standart hal almaya başladı.
Dalış kartlarında eğitim seviyeleri belirtilmeye ve rezerv sistemli
tüpler yerlerini K vana sistemine bırakmaya başladı. Çift hortumlu
regülatörler, tek hortumlularla değişirken BC’ler standart malzeme
olarak yerlerini aldılar.
1980
Duke Üniversitesi, daha sonra dünya çapında yaygınlaşacak olan DAN’ı
(Diver’s Alert Network) kurdu. Kar amacı gütmeyen bu kurum dünya
çapında dalış emniyeti standartları ve hizmetleri vermeye başladı.
1980 TÜRKİYE SUALTISPORLARI CANKURTARMA VE PALETLİ YÜZME FEDERASYONU KURULDU. (8 Ocak 1980)
1983 İlk
sportif dalış amaçlı dalış bilgisayarı olan “Orca Edge” piyasaya
sürüldü. Dalış bilgisayarları, hızla geliştirilerek çok farklı üretici
tarafından çok farklı amaçlar için piyasaya sürülecek ve sportif
dalıcılar arasında önemli bir yer edinecekti.
1985 Geliştirilen
ROV(Remote Operating Vechile – Uzaktan Kumandalı Araç) teknolojisi
sayesinde bir Fransız – Amerikan ortak çalışmasında kullanılan ROV’un
kamerası 4500metre derinlikte yatan Titanic’in görüntüsünü yüzeye
ulaştırdı.
1990
Türkiye Sualtısporları Cankurtarma ve Paletli Yüzme Federasyonu
Yönetmeliği, 15 Ağustosta Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.